SAKLI CENNET CİDE
Özellikle son yıllarda köylerden kentlere göçlerin artması ile şehirlerimiz oldukça kalabalıklaşmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimiz başta olmak üzere, şehirlerde kişi başına düşen yaşam alanı gittikçe daralmaktadır. Artan trafik sorununa da yeni çözümlere rağmen deva bulunamamakta ve bu nedenle kişiler oldukları yerin dışına çıkmaktan kaçınmaktadırlar. Gittikçe daralan park ve bahçeler sayesinde yeşil alanlarımıza da çoğu zaman hasret kalmaktayız. Yeşilcilik adına yeni düzenlemeler yapılmadığı sürece bu beton blokların önü alınmayacaktır. Tarımın artması için kırsal kesimlerde üreticiye yapılan ödeneklerin de kişileri bağında bahçesinde tutmaya yeterli olmadığı rahatlıkla göze çarpmaktadır. Güzelim tarla ve arsaların orman olup üreticinin elinden çıkmasına önce üretici razı olmazdı hal böyle olmasa?


Kırsal kesimdeki okul azlığından yakınan üretici öncelikle çocuğunun iyi bir eğitim görmesi için yerini yurdunu bırakıp şehire göç etmeyi uygun buluyor. Şehirdeki hayat hiç kolay olmasa da cefakar Anadolu insanı çareyi böyle bulmuş yıllarca. Tek çaresi emekli olmak ve emekli olur olmaz bağına bahçesine geri dönmek olan bu kişiler de bir nevi mülteci değil midir kendi yurdunda? O zaman asıl çare kırsaldaki okul sayısını artırmak, hastane sayısı artırmak değil midir?
Köyden kente göçü hızlandıran en büyük nedenlerin başlarında gelen doktor bulamama sorunu vahim derecededir. Sırf bu nedenle dahi kişiler güzelim yaşam alanlarından çıkıp ilçe veya kentlere göç etmektedir. Okul ve hastaneler başta olmak üzere tüm sosyal alanların artması başlıca dileğimiz. Yoksa yaşanan trafik çilesine mi değinelim, kötü yaşam alanlarında çocukların büyümesine mi değinelim, köylerde yalnız kalan yaşlılarımıza mı değinelim. Durum gerçekten yaşanası değil.
Kırsalı biraz canlandırdığımızda oluşacak olan ferah yaşam düzeyi seviyesi çok yukarılara çıkacak ve insanlar evlerini terk etmek zorunda kalmayacaktır. Zor olan aşıldıkça işler kolaylaşacaktır. Kırsal nüfus az ise hastane ve okul niye yapılsın mantığı çökmelidir. Okul ve hastane yoksa genç nüfus başta olmak üzere her kesimden nüfus oranı düşecektir.

Türkiye zengin bir kara coğrafyasına sahip olduğu gibi üç tarafının denizler ile çevrili oluşuyla da turizm açısından cazibesini hiçbir zaman kaybetmemelidir. Taşra dediğimiz yerleşim yerlerimizde bile sayısız doğal güzelliklerimiz mevcuttur fakat yol iz olmadığından rağbet görmemektedir. Yerli yabancı turist çekebilecek adı bilinmeyen sayısız güzelliklerimiz vardır. Gürültülü tesislerden sıkılan gezginciye alternatif eşsiz doğal güzelliklerimiz sakinliği ile onları huzura davet etmektedir. Bu duruma örnek olarak gösterebileceğimiz eşsiz güzellik Cide ilçemiz, eşsiz kanyonları, koyları, denizi, yeşili ve güneşi ile rağbet görmeyi beklemektedir. Hemen hemen her tür doğa ve deniz sporuna yatkın alanları içinde saklayan Cide İlçesi Karadeniz’in incisidir. Fakat ulaşımının kötü olmasından dolayı adını duyuramayan ilçemiz, İstanbul ve Ankara dahil bir çok ilimize yakın bir coğrafyada olsa da kara yolunun durumundan dolayı adeta saklı ilçe vazifesindedir. Amasra’dan sonra bir buçuk saatlik yolu göze alamayan gezginci, kaçırdığı güzelliklerin farkında değildir aslında. Yoksa huşu ile bekleyiştedir Cide….
Çok sevdiğimiz yazarımız Rıfat Ilgaz’ın deyimi ile “Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş! “…